30 Ekim 2009 Cuma

Mabed


Biraz geç oldu, karar vermek de bir hayli zor oldu, bir şeyler yazıp yazmamak konusunda. Sonunda, yanlış olacağına karar verdim bu haftayı es geçmenin.Sonuçta ebedi rekabet, ebedi rezalet.. Teşekkürler Fenerbahçem..

19 Ekim 2009 Pazartesi

Niçin Akmaya Gönül


Niçin Akmaya Gönül..
Güneş, çatıları kavurmayı bırakmış, yerini karanlığa bırakıyordu, sessiz sedasız. Orta yaşlardaki adam, harekete geçti dans edercesine. Yavaş yavaş, seyri, eyleme dönüşmeye başlamıştı. Bir şiir mırıldanmaya başladı. “Gülelim oynayalım kam alalım dünyadan”. Kuşağını çözmeye başladı. “Ma-i Tesnim içelüm çeşme-i nev-peydadan”. Ardından sarığını açtı ve fes biçiminde ancak derin kıvrımlı başlığını, özenle bir kenara koydu. “Görelim ab-ı hayat akdığın ejderhadan”. Cüppeden bozma paltosundan bir omzunu sıyırmıştı ki, karşısındaki güzel dayanamadı ve atıldı üstüne. “Gidelim serv-i revanım yürü Sa´d-abada”. Düğmeler açıldı ya da koptu yerinden bir anda. Kadının dudakları boynundan bir solucan gibi inmeye başladı. Bu denli şarapla dost birine göre, hatırı sayılır bir vücudu vardı. Kadın yatağa çekti sonra, Adam yorganı çekti sonra..
“Bir ses duydun mu sende?“ diye bir soru cümlesi geldi yorganın içinden. Ardından, eyleme devam kaldığı yerden. Ve bir ses daha geldi derinden, yorgandan değil ancak evin girişinden. “Kocam!” diye bir ses takip etti diğerini ve kadın ekledi “yandık biz!”. Adam attı kendini yataktan. Mırıldanmaya devam etti, biraz hızlı bu sefer. “Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pakize-eda”. Özenle ilikledi gömleğinin düğmelerini. “İznin olursa eger bir de Nedim-i şeyda”. Beline kadar çekti, şalvardan bozma şeyi.” Gayrı yaranı bugünlük edip ey şuh feda” Fesini taktı başına, sarığını doladı hızla. Aşağıdan gelen ses, şiddetini artırdı. “Gidelim serv-i revanım yürü Sa´d-abada”. Paltosunu kaptığı gibi, camdan attı kendini çatıya. Arkadan bir adam yetişti cama. Pala bıyığını dolandırdı parmağında, gürledi bir aslan gibi. “Dur!” Atladı arkasından o da. Turuncunun kırmızıya yakın hali, ne bir bordo, ne bir tuğla rengi. Hareketlilik çatıda değil ya sadece, insanlar haykırışta aşağı tarafta. Karıştı ya ortalık, önde şarap dostu, arkada pos bıyık. Karanlık çekmek üzereydi perdesini güneşin üstüne. Martılar akbaba kesildi bir anda. Herkes sustu aşağı tarafta. Bir köşeye kalabalık toplandı. Çatıda bir adam vardı artık. O da sarkmış çatıdan, aşağıyı gözetliyordu. Şarap dostu değildi çatıdaki, pos bıyığın ta kendisi. Bir yaygara koptu kalabalıktan. Bir ismi müjdeliyordu insanlar. İsyan şehidi dedi birkaçı. “Nedim isyan şehidi”. Kim öldürdü peki? Padişah olsa gerek. İsyanı bastırmak için. Ya da isyancılar öldürdü. “Nedim dava şehidi.” Daha ölmemiş dedi birisi, kolunu kaldırdı havaya. “Niçin akmaya gönül su gibi Sa'd-âbâd'a”.
Doğumu bir devir açmasa da ölümü kapattı bir dönemi. Laleler koptu dalından, padişah indi tahttan. Şarap gülenlerin değil, acı çekenlerin içkisi oldu artık. Herkesten farklı bir Nedim vardı dönemine göre, aykırıydı biraz da. Elinde esrarı, ağzında şarabı. Herkes aşık olacak değil ya yaradana, kimi de aşık olur gün gelir bir kadına..